Modern savaş uçaklarında pilotu saniyeler içinde yukarı fırlatan sistemler artık standart. Ancak jet çağının başında, kokpitte yan yana oturan mürettebatı kurtarmak için uçağın altına gizemli bir tahliye tüneli inşa edildi. İşte motorların tam ortasından gökyüzüne açılan o ürkütücü sistem…

Savaş uçaklarında tehlike anında pilotu yukarı doğru fırlatan roketli koltuklar, modern havacılığın standart bir parçası. Ancak askeri havacılıkta hız sınırlarının jet motorlarıyla altüst olduğu ilk yıllarda, mühendisler hayatta kalma sorunu karşısında çok daha çılgın yollar denemek zorunda kaldı.
Pervaneli dönemde kokpit kapağını açıp atlamak yeterliyken, ses hızına yaklaşan jetlerdeki muazzam hava basıncı bu yöntemi imkansız kılıyordu. İşte bu teknolojik arayış döneminde, yukarı doğru fırlatılması imkansız olan, gökyüzünün en ürkütücü tahliye yöntemi geliştirildi. Havacılık tarihinin bu sıra dışı hikayesinin merkezinde, Douglas F3D Skyknight adlı devasa radar avcısı yer alıyor.
Amerikan Donanması için 1940’ların sonunda tasarlanan F3D Skyknight, döneminin en gelişmiş radar donanımlarına sahipti. Fakat bu sistem uçak içinde o kadar büyük bir hacim kaplıyordu ki kokpit tasarımında alışılmışın dışına çıkılması gerekti. Mühendisler, arka arkaya oturma düzenini terk ederek pilot ve radar operatörünü yan yana yerleştirdi. Bu zorunlu seçim, acil durumlarda mürettebatı yukarı fırlatmayı imkansız kılan ölümcül bir risk doğurdu; zira yan yana duran iki koltuğun aynı anda yukarı fırlatılması havada çarpışma demekti. Tasarımcılar bu krizi çözmek amacıyla, pilotları gökyüzüne fırlatmak yerine uçağın altından boşluğa bırakacak bir sistemi hayata geçirdi.
İki motorun ortasından gökyüzüne düşmek
Uçağın kokpit bölümünün hemen arkasına, doğrudan gövdenin altına açılan dikey bir metal tünel inşa edildi. Bu kaçış yolu, jetin çift motorunun tam ortasındaki dar koridordan geçerek uçağın karnına ulaşıyordu. Acil durum anında kabindeki basınç düşürülüyor ve yan yana duran koltuklar birbirine doğru dönerek tünelin girişini serbest bırakıyordu. Süreci aktaran eski savaş pilotu Paul Woodford, ilk mürettebat üyesinin tünel kapağını tekmeleyerek açtığını belirtiyor. Ardından pilotlar, tüneldeki yatay bir demir bara tutunarak kendilerini uçağın altındaki yüzlerce kilometrelik hava akımına bırakıyordu. Korkutucu görünmesine rağmen bu dikey kaydırak, rüzgar direncini kırarak pilotların güvenli bir mesafede paraşüt açmasını sağladı.
Tarihin bu ilginç tahliye sistemine sahip olan Skyknight, askeri operasyonlar açısından da kritik bir unvanı elinde bulunduruyor. Kore Savaşı yıllarında zifiri karanlıkta bir düşman jetini avlamayı başaran ilk uçak olarak askeri tarih kayıtlarına geçti. Deniz Piyadeleri bünyesinde gece görevlerine çıkan bu hantal uçaklar, Sovyet üretimi hızlı MiG savaş uçaklarına karşı amansız bir mücadele verdi.
O dönem düşman hattında vurulan ya da arıza yaşayan pilotların arkasındaki tek hayatta kalma şansı bu karanlık metal koridordu. 1948 yılında ilk uçuşunu gerçekleştiren Skyknight, günümüzün modern roketli koltuklarının çok uzağında olsa da mühendisliğin çaresizlik anlarında ne kadar sıra dışı çözümler üretebileceğini gösteren tarihi bir örnek olarak havacılık arşivinde duruyor.