Gökyüzüne baktığımızda gezegenlerin rastgele dağılmak yerine hayali bir çizgi üzerinde dizildiğini görürüz. Newton’dan modern astrofizikçilere kadar herkesin peşine düştüğü bu sorunun cevabı, bizi pizza hamuru açan bir aşçıdan buz patencilerine kadar uzanan ilginç bir fizik yasasına götürüyor.
Gökbilimciler, HD 137010 yıldızının yörüngesinde Dünya'ya şaşırtıcı derecede benzeyen bir gezegen adayı tespit etti. Yörünge süresi ve boyutuyla kendi gezegenimizi andıran bu dünya, güneş ışığının sadece üçte birini alıyor. Ancak kalın bir atmosferin yaşamı mümkün kılıp kılmadığı merak konusu.
Bilimin en sadık ve tepkisiz elementi olarak bilinen altın, yeni bir çalışmada herkesi şaşırttı. Muazzam basınç altında karakter değiştiren altın, hidrojenle imkansız denilen bir bağ kurdu. Bu keşif, Jüpiter gibi devlerin iç yapısına dair tüm bildiklerimizi sarsıyor.
1930 yılında keşfedilen Plüton, kendi takvimine göre henüz bir yaşını bile bitirmedi. Güneş etrafındaki ilk tam turunu ancak 2178 yılında tamamlayacak olan bu buzlu dünya, kutlama yapamadan gezegenlik unvanını kaybetti. İşte Plüton'un hüzünlü ve merak uyandıran öyküsü.
Astronomlar, Halka Bulutsusu’nun merkezinde daha önce hiç görülmemiş devasa bir demir atomu şeridi saptadı. Uzmanlara göre bu tuhaf yapı, ölmekte olan bir yıldız tarafından yutulup buharlaştırılan kayalık bir gezegenin, yani Dünya'nın gelecekteki kaderinin kalıntısı olabilir.
Gezegen avcılarının radarına takılan ancak bir türlü görüntülenemeyen bazı gök cisimleri bilim dünyasını ikiye böldü. Yıldızlarını kütleçekimleriyle sarsmalarına rağmen hiçbir zaman ışığı kapatmayan bu şüpheli adaylar, aslında evrenin ilk saniyelerinde oluşan ilkel kara delikler olabilir mi?
Kızıl Gezegen'de yaşam izi arayan NASA keşif aracı, bu kez Mars'ın jeolojik yapısına tamamen aykırı bir cisimle karşılaştı. Etrafındaki kayalardan rengi ve dokusuyla ayrılan "Phippsaksla" isimli bu parçanın lazer analizleri, bilim dünyasını oldukça şaşırtan sonuçlar verdi.
Gökbilimciler ilk kez atmosferi sadece helyum ve karbondan oluşan Jüpiter büyüklüğünde bir devle karşılaştı. Yıldızına o kadar yakın ki, devasa kütleçekimi yüzünden şekli bozulan bu uzak dünyada gökyüzünden elmas yağdığına dair güçlü kanıtlar var.
James Webb Teleskobu, yıldıza çok yakın dönen ve buharlaşması beklenen bir atmosfere sahip TOI-561 b'yi tespit etti. Aşırı sıcak magma okyanusu üzerindeki bu beklenmedik atmosfer, gezegenin yüzey sıcaklığını yüzlerce derece düşürüyor ve gezegen oluşumu teorilerini sorgulatıyor.
4,5 milyar yıl önce Dünya'ya çarpan ve Ay'ı oluşturan Theia gezegeninin uzaktan gelmediği ortaya çıktı. Yeni analizler, Theia'nın da tıpkı Dünya gibi iç Güneş Sistemi'nde doğduğunu gösteriyor. Bu keşif, Ay ve Dünya'nın kimyasal benzerliğinin ardındaki sır perdesini aralıyor.
Cambridge Üniversitesi bilim insanları, enerji üretiminin yarattığı emisyon sorununa kökten bir çözüm buldu: Yapay fotosentez. Su, CO2 ve güneş ışığını temiz enerjiye çeviren bu sistem, malzeme ömrü gibi zorlukları aşabilirse, bizi altıncı toplu yok oluştan koruyabilir.