Microsoft’un çok inançlı olduğunu söylediği Windows Hello güvenlik özelliği, bir gurup araştırmacı tarafından hack’lendi. ama bunun çok kolay olmadığı da bir gerçek.

Bir grup araştırmacı, Microsoft’un Windows Hello parmak izi kimlik doğrulamasının şirketin düşündüğü kadar güçlü olmadığını kanıtladı. Windows Hello’nun çeşitli kimlik doğrulama prosedürlerinin enteresan biçimlerde aşıldığını ilk defa görmüyoruz, fakat bu, Microsoft’un biyometrik güvenlik konusunda yapacak daha çok işi olduğunu kanıtlıyor.
Windows Hello’nun fotoğraf kimlik doğrulamasının basılı fotoğraflar ile kandırılabildiği daha önce gösterilmişti. Lakin şu anda bir grup güvenlik araştırmacısı, Microsoft’un Windows Hello sistemleri için kullandığı parmak izi kimlik doğrulama sistemlerini aşmayı başardı. Grup, sistemi test etmek için Microsoft tarafından görevlendirildi, bu nedenle şirketin muhtemelen kimlik doğrulama sistemlerini ileriye dönük olarak geliştirmek için çalışacağı rahatlıkla tahmin edilebilir.
Ayrıca, Windows Hello parmak izi güvenliğinin aşılmasının en az birkaç ay sürdüğünü belirtmekte yarar var. Microsoft’un BlueHat güvenlik konferansı sırasında paylaşılan bir gönderiye göre grup, sistemi kırmak için Dell Inspiron 15 ve Lenovo ThinkPad T14’ün yanı sıra Microsoft Surface Pro Type Cover with Fingerprint’te bulunan parmak izi sensörlerini kullandı.
Testte kullanılan parmak izi sensörlerinin her birinin “çip üzerinde eşleştirme” teknolojisini temel aldığını da belirtmek gerekiyor. Bu teknoloji, tüm kimlik doğrulamanın sensörün kendisi üzerinde gerçekleştirildiği manasına geliyor. Windows Hello parmak izi hack’lemesinin gerisindeki grup olan Blackwing, bu çip üzerinde eşleştirme sistemlerinin, ana bilgisayarın güvenliği ihlal edilmiş olsa bile biyometrik datalarınızı koruduğunu söylüyor.
Yukarıda belirtildiği Blackwing, bu hack çalışmasının yaklaşık üç ay sürdüğünü ve büyük bir gayret gerektirdiğini söylüyor. Fakat bu çalışmanın ana emeli, kümenin Microsoft’un savunmasını kırmayı başarmaktı ve bu da parmak izi sensörü üreticilerinin, sistemlerini bağladıkları aygıtların korunmasını sağlamak için yeni yollar bulmaları gerektiğini gösteriyor.