Güney Afrika’daki Sınır Mağarası’nda bulunan antik yatak kalıntıları, tarih öncesi insanların uyku alanlarını düzenli aralıklarla yakıp yenilediğini ortaya koyuyor. Bu rutinin kökü 200 bin yıl öncesine dayanıyor ve böceklerden korunmak için kulun bilinçli kullanıldığı düşünülüyor.

Sabah kalktığında yatağını toplamayı erteleyen ya da çarşaf değiştirmeyi son ana bırakanlar için bu haber pek iç açıcı olmayabilir. Yeni arkeolojik bulgular, tarih öncesi avcı-toplayıcıların uyku alanlarını bugünün insanından çok daha titiz bir disiplinle yönettiğini ortaya koyuyor. Dahası, bu alışkanlığın kökleri tam 200 bin yıl öncesine dayanıyor.
Güney Afrika’daki Sınır Mağarası (Border Cave), erken insan türlerinin kültürel evrimini anlamak açısından uzun süredir arkeologların başvurduğu önemli alanlardan biri. Yaklaşık 220 bin yıldan 43 bin yıl öncesine kadar insanlara ev sahipliği yapan bu kaya sığınağında bulunan altı farklı antik yatak kalıntısının yaşları 43 bin ile 161 bin yıl arasında değişiyor. Mağaradaki bazı malzemelerin izi ise daha da geriye, 200 bin yıl öncesine kadar sürülebiliyor.
Eski yatağı yak, yerine yenisini ser
Mağara sakinleri yatak yapımında mısır, darı ve şeker kamışı gibi geniş bir ot familyasından yararlanmış. Bazı katmanlarda hasır otları ve killi toprağa da rastlandı; ancak kilin bilinçli olarak mı serildiği yoksa zamanla kayaların aşınmasıyla mı oraya karıştığı henüz netlik kazanmış değil.
Araştırmanın en dikkat çekici bulgusu, incelenen tüm yatakların kalın bir kül tabakası üzerine inşa edilmiş olması. Atalarımız eskiyen ot minderlerini düzenli aralıklarla yakıyor, oluşan küllerin üzerine taze otlar sererek yatak alanını yeniliyordu. Bu döngü mağara zemininde katmanlar halinde okunabiliyor; arkeologlar bu rutinin yaklaşık 200 bin yıl boyunca hiç bozulmadan sürdürüldüğünü belirtiyor.
Peki neden hep külün üzerine? Araştırmacılara göre yanıt oldukça pratik: Kül, haşereleri ve ısırgan böcekleri uyku alanından uzak tutan doğal bir bariyer işlevi görüyordu. Ateşin bu amaçla, yani ev idaresi ve hijyen için kullanılması, soyut düşünce ve sembolik davranışların ilk izlerinin ortaya çıkmasından çok önceye tarihleniyor. On binlerce yıl boyunca nesilden nesle aktarılan bu alışkanlık, düzenli bir uyku alanına duyulan ihtiyacın insan evriminin ne kadar erken bir parçası haline geldiğini gözler önüne seriyor.