Denizaltı filmlerindeki kırmızı ışıklı sahneleri kurgu sanıyor olabilirsiniz. Ancak gerçek aslında çok farklı. Bu sistemin arkasında insan gözünün çalışma biçimi, biyolojik saat ve gece görüşünü koruyan özel bir yöntem gizli.

Okyanusların yüzlerce metre altında sessizce ilerleyen nükleer denizaltılar, yalnızca askeri güçleriyle değil, içlerindeki sıra dışı yaşam düzeniyle de merak konusu. Aylar boyunca güneş ışığı görmeden görev yapan mürettebat için geminin içindeki her detay özel olarak planlanıyor. Filmlerde sık sık gördüğümüz kırmızı ışıklı koridorlar da bu detaylardan biri. Üstelik bu tercih, sanıldığı gibi sadece gerilim atmosferi yaratmak için yapılmıyor.
Denizaltılarda gece saatlerinde beyaz ışıkların kapatılması ve ortamın kırmızı ışıkla aydınlatılması, doğrudan insan gözünün çalışma biçimiyle ilgili. Çünkü gözümüz karanlığa uyum sağlamak için belirli bir süreye ihtiyaç duyuyor. Bu süreçte devreye giren çomak hücreleri, düşük ışıkta çevreyi algılamamızı sağlıyor. Parlak beyaz ışık ise bu adaptasyonu anında bozabiliyor.
Kırmızı ışığın tercih edilmesinin temel nedeni de burada gizli. İnsan gözü, kırmızı ışığa diğer renklere kıyasla daha düşük hassasiyet gösteriyor. Bu sayede personel, loş ortamda çalışmaya devam ederken gece görüşünü tamamen kaybetmiyor. Özellikle acil durumlarda ya da düşük ışık altında yürütülen operasyonlarda bu avantaj kritik öneme sahip.
Karanlık bir ortama girildikten yaklaşık 20 dakika sonra göz, “rodopsin” adı verilen kimyasalı üretmeye başlıyor. Bu madde gece görüşünün de temelini oluşturuyor. Tam uyum süreci ise bazen 40 dakikaya kadar uzayabiliyor. Ancak kısa süreli bir beyaz ışık teması bile tüm süreci başa sarabiliyor.
Kırmızı ışık ise rodopsin yapısını bozmadığı için gözün karanlığa uyumunu koruyan bir etken. Bu nedenle yalnızca denizaltılarda değil, askeri üslerde, gece operasyonlarında ve bazı kokpit sistemlerinde de benzer aydınlatmalar görmemiz mümkün.
Aylarca güneş görmeyen mürettebat için önemli detay
Denizaltı yaşamındaki tek sorun gece görüşü değil. Mürettebatın biyolojik saatini korumak da büyük öneme sahip. Gün ışığından tamamen uzak kalan personelin uyku düzeninin bozulmaması için içeride yapay bir gece-gündüz döngüsü oluşturuluyor.
Mavi ve beyaz ışık beynin uyanıklık seviyesini artırırken, kırmızı ışığın bu konuda çok daha düşük etkiye sahip olduğu bilinen bir gerçek. Bu nedenle gece vardiyalarında kırmızı ışığa geçiş yapılıyor. Böylece personelin hem göz sağlığı korunuyor hem de uyku düzeninin tamamen bozulmasının önüne geçiliyor.
Kırmızı ışığın kullanım alanı yalnızca askeri sistemlerle de sınırlı değil. Son yıllarda cilt bakımı ve ışık terapileriyle yeniden gündeme gelen bu teknoloji, çevre koruma projelerinde de dikkat çekmeye başladı. Özellikle Avrupa’daki bazı ülkelerde, yarasaların ve deniz kaplumbağalarının yön bulma davranışını olumsuz etkilememek için kırmızı sokak aydınlatmaları tercih edilmeye başlandı. Böylece hem insanlar için güvenli görüş sağlanıyor hem de doğal yaşam üzerindeki ışık kirliliği azaltılıyor.