Amerikan İç Savaşı sırasında düşman gemisini batırıp kayıplara karışan H.L. Hunley, 2000 yılında yüzeye çıkarıldığında tüm dünyayı şaşkına çevirdi. Mürettebatın kaçmaya dahi yeltenmeden görev yerlerinde oturur halde bulunmasının ardındaki gizem, bilimsel araştırmalarla nihayet aydınlığa kavuştu.

Sualtı savaşlarının tarihini incelediğimizde, karşımıza mühendislik harikası nükleer devlerden ziyade, daracık metal kutuların içinde ölüme meydan okuyan insanların hikayesi çıkar. Bu hikayelerin en zücü olanı, Amerikan İç Savaşı’nın tozlu sayfalarında gizlenen H.L. Hunley denizaltısına ait.
Bir düşman gemisini batırmayı başaran ilk denizaltı olarak tarihe geçen bu araç, 1864 yılında kazandığı zaferin hemen ardından içindeki sekiz denizciyle birlikte sırra kadem bastı. 1995 yılında okyanusun derinliklerinden çıkarıldığında ise araştırmacılar kan donduran bir manzarayla karşılaştı. Mürettebat, kaçmaya çalışmak yerine görev yerlerinde sanki zaman donmuş gibi sakince oturuyordu.
Denizcilerin neden panikle çıkışa yönelmediği sorusu, bilim dünyasını on yıllar boyunca meşgul etti. Duke Üniversitesi araştırmacıları, 2017 yılında yürüttüğü titiz bir çalışmayla bu “sessiz ölümün” ardındaki fiziksel gerçeği gün yüzüne çıkardı. Hunley, aslında USS Housatonic gemisini batırmak için kullandığı 135 kiloluk barutun kurbanı olmuştu. Patlayıcıyı taşıyan direğin boyu yaklaşık beş metreydi ve bu mesafe, oluşan şok dalgasından korunmak için yeterli değildi. Su altında yayılan devasa basınç dalgası, denizaltının metal gövdesini aşarak doğrudan içerideki askerlerin hayati organlarını hedef aldı.
Saniyeler içinde gelen sessiz veda
Yapılan biyomekanik testler, o gece yaşanan trajedinin ne kadar hızlı geliştiğini kanıtlar nitelikte. Patlama anında oluşan şok dalgası mürettebatın akciğer ve beyin dokularında anında ağır hasar bıraktı. Denizciler muhtemelen neye uğradıklarını bile anlayamadan, koltuklarından kalkmaya fırsat bulamadan hayatlarını kaybetti. Hayatta kalma şansının yüzde 16 gibi düşük bir oranda kaldığı bu olayda, Hunley’in gövdesi saniyeler içinde sekiz kişi için bir metal mezara dönüştü.
Bağımsız doğrulamalar henüz tamamlanmasa da, bu teori 150 yıllık efsaneyi bilimsel bir gerçekliğe kavuşturan en güçlü açıklama olarak kabul ediliyor.