İngiltere’nin Salisbury Ovası’nda yükselen 5 bin yıllık anıtın arkasındaki itici güç nihayet netleşti. Arkeologların son bulgularına göre ağırlığı 30 tonu bulan devasa bloklar, kölelerin zorlandığı amansız bir işkenceyle değil, kabilelerin giriştiği devasa bir spor müsabakasıyla taşınmış olabilir.

İngiltere’deki Salisbury Ovası, yaklaşık 5 bin yıldır ayakta duran devasa bir mühendislik bilmecesine ev sahipliği yapıyor. Tarih boyunca dini ritüeller ya da gökyüzü takvimleriyle bağdaştırılan Stonehenge taşlarının oraya nasıl geldiği sorusu ise, günümüzde farklı bir yaklaşımla ele alınıyor.
Uzmanlar, ağırlığı 30 tonu bulan bu devasa blokların taşınma sürecini sadece kölelik sistemiyle veya dini adanmışlıkla açıklamanın eksik kalacağı görüşünde birleşti. Ortaya atılan yeni fikirler, antik insanların bu muazzam blokları taşımak için bir nevi “spor müsabakası” mantığıyla hareket ettiğini ve kabileler arası amansız bir rekabete giriştiğini gösteriyor. Anıtın mülk küratörü Win Scutt, devasa megalitleri 30 kilometre ötedeki West Woods bölgesinden getiren insan gruplarının birbirleriyle yarıştığını ifade etti. İnsanoğlunun doğasında var olan kazanma arzusu, bu yapının yükselmesindeki temel motivasyon kaynağı olmuş olabilir.
Boyları 7 metreyi bulan sarsen taşlarını ilkel şartlarda taşımak imkansıza yakın bir performans gerektiriyor. Bilim insanları, blokların altına yerleştirilen kalın tomruklar ve devasa halatlar vasıtasıyla insan gücüyle çekildiğini tahmin ediyor. Deneysel arkeolog Luke Winter, insanlığın her dönemde rekabeti sevdiğini belirterek bu çapta bir projeyi sadece gönüllülük esasıyla açıklamanın yetersiz kalacağını savundu. Dünyanın farklı bölgelerindeki antik topluluklar incelendiğinde, bu tarz devasa yüklerin taşınma süreçlerinin genellikle bir güç gösterisine dönüştüğü net şekilde anlaşılıyor. Komşu kabilelerin veya farklı işçi takımlarının birbirlerine üstünlük kurma çabası, bu zorlu mesaiyi çok daha çekici hale getirdi.
English Heritage kuruluşunun Stonehenge yakınlarında yürüttüğü yeni bir çalışma da bu iddiaları destekler nitelikte. Arkeologlar, taş çemberin sadece 3 kilometre uzağında bulunan tarihi kanıtlardan yola çıkarak Neolitik döneme ait dev bir yapının kopyasını inşa etti. Yaklaşık 100 gönüllünün tarihi yöntemlerle 9 ayda tamamladığı 7 metre yüksekliğindeki büyük salon, dönemin sosyal hayatını gözler önüne seriyor. Kazılarda bulunan hayvan kemikleri ve çanak çömlek parçaları, buranın görkemli kış ziyafetlerine ev sahipliği yaptığını kanıtladı. Uzak yollardan gelen işçiler ve potansiyel yarışmacılar, bu büyük salonda bir araya gelerek strateji geliştiriyordu.
Taşların kökenine dair yürütülen jeokimyasal araştırmalar da bu insanüstü çabayı doğruluyor. Profesör Richard Bevins liderliğindeki bir ekip, Galler bölgesine ait olan ünlü “mavi taşları” mikroskop altında inceledi. Taşların buraya buzul hareketleriyle doğal yollardan taşındığı yönündeki eski iddialar, yapılan kimyasal analizlerle tamamen çürütüldü.
Bulgular, örnek bir kayanın Galler’deki Craig Rhos-y-Felin bölgesindeki taşlarla birebir eşleştiğini gösterdi. Bu durum, antik insanların hiçbir coğrafi yardım almadan, tonlarca ağırlıktaki blokları 200 kilometreden fazla bir mesafeden tamamen kendi güçleriyle taşıdığı fikrini güçlendiriyor. Önümüzdeki yaz aylarında ziyarete açılacak olan tarihi salon, ziyaretçileri 4 bin 500 yıl öncesine götürerek bu amansız yarışın atmosferini yerinde hissettirecek.