Kurulan dev güneş tarlaları, kuşlar ve yarasalar için beklenmedik birer tuzağa dönüşebiliyor. "Göl etkisi" nedeniyle panelleri su kütlesi sanan canlıların yaşadığı bu hazin durum, temiz enerji çözümlerinin bile doğa dostu şekilde yeniden tasarlanması gerektiğini gösteriyor.
Hayvanlar dünyasında üreme, mevsime bağlı sert bir hayatta kalma mücadelesiyken insanlar bu kuralı binlerce yıl önce yıktı. Peki, biyolojik olarak neden diğer canlılardan farklılaştık ve her an üremeye hazır bir yapıya büründük?
Filipinler ve Endonezya'nın derin ormanlarında boy gösteren Gökkuşağı Okaliptüsü, ilk bakışta bir film setinden fırlamış gibi görünse de aslında doğanın en ilginç biyolojik süreçlerinden birini yaşıyor.
Japonya’nın uzak adalarında yaşayan ve görünüşüyle herkesi şaşırtan bu canlı, tavşandan çok bir porsuğu andırıyor. 6 milyon yıllık genetik mirası günümüze taşıyan bu "yaşayan fosil", neden sadece geceleri ortaya çıkıyor ve pençeleri neden bu kadar güçlü?
Bilim insanları, Dünya'nın kurak bölgelerindeki bitkilerin rastgele değil, uzaktan bakıldığında görülen kusursuz bir "düzensiz hiperüniformite" desenini izlediğini keşfetti. Bu düzen, sınırlı su için rekabeti en aza indiren doğal bir strateji. Hatta aynı örüntü, Mars'taki çakıl kümelerinde bile var.
Tayland’ın kuzeydoğusunda bulunan Three Whale Rock (Üç Balina Kayası), görüntüsüyle yan yana yüzen üç balinayı andırıyor. Ancak bu doğa oluşumunun arkasında çok daha uzun ve sessiz bir geçmiş yatıyor.
ABD’nin Wyoming eyaletinde yer alan Devil's Tower (Şeytan Kulesi),siz ve dikkat alımlı yapısıyla milyonlarca ziyaretçiyi kendine çekiyor. Yerden yaklaşık 386 metre yüksekliğe ulaşan bu doğal anıt, sadece görünümüyle değil aynı vakitte oluşum süreciyle de hayli büyüleyici.
Mezarlıklar aslında hayatla iç içe, küçük yaban hayatı müdafaa alanları davrandığını ortaya koyan bilim insanları, biyoçeşitliliğin yas tutanlar için bir teselli olabileceğini söylüyor.