1998 yılında bir tıbbi araştırma merkezinde yaşanan ve bilim insanlarını arkalarına bakmadan kaçıran doğaüstü olayların arkasından şaşırtıcı bir fizik formülü çıktı. Havalandırma fanından yayılan ve insan gözünü doğrudan etkileyen gizemli gücün detayları haberimizde.

Bilim dünyası, doğaüstü olaylar ve gizemli anlatılar karşısında genellikle rasyonel açıklamalar sunarak konuyu psikolojinin sınırları içine dahil eder. İnsanların neden açıklanamayan varlıklara inandığı ya da beynin hangi koşullarda yanılsamalar ürettiği üzerine yoğunlaşan koca bir akademik alan mevcut.
Profesör Chris French gibi isimler de kariyerlerini tamamen bu gizemli olayların arkasındaki insan psikolojisini deşifre etmeye adamış durumda. Ancak mantığın, formüllerin ve kesin verilerin egemen olduğu bir araştırma laboratuvarının tam ortasında bir hayalet hikayesi filizlendiğinde, işler bilim insanları için bile karmaşık bir hal alabiliyor.
Bilgisayar bilimci ve mühendis Vic Tandy‘nin bizzat yaşadığı deneyim, tam olarak bu türden bir bilimsel çıkmazı gözler önüne seriyor. Olay, internetin dünyayı hızla değiştirdiği, Bill Gates’in teknoloji dünyasına yön verdiği ve dijitalleşmenin zirve yaptığı 1998 yılında, bir tıbbi ekipman laboratuvarında meydana geldi. Modern bilimin göbeğindeki bir araştırma merkezinin, Orta Çağ’dan kalma karanlık bir efsaneyle çalkalanması ilk etapta kulağa oldukça ironik geliyordu.
Psikoloji uzmanı Chris French, insanların zihinsel önyargılarının ve beklentilerinin paranormal deneyimleri doğrudan tetiklediğini savunuyor. Ona göre bir kişinin doğaüstü güçlere inanma eğilimi, onun sıra dışı durumlarla karşılaşma ihtimalini belirgin şekilde yükseltir. Zaten bu nedenle anlatılan gölgeler veya hayaletler hiçbir zaman günümüz modasına uygun kıyafetlerle değil, hep geçmiş dönemlerin çizgileriyle tasvir edilir. Fakat mesele tamamen somut verilere dayanan bilim insanlarının dünyası olduğunda, bu açıklama tek başına yeterli olmuyor.
Tandy ile aynı çatı altında çalışan diğer araştırmacılar, bir süredir odalarda tuhaf bir atmosferin hakim olduğunu fısıldıyordu. Hatta personelden biri, koridorda karşılaştığı karanlık bir silüet nedeniyle binayı alelacele terk etmişti. Bir başka çalışan ise aniden gelen yoğun bir depresyon hissiyle irkildiğini paylaşıyordu. Laboratuvardaki bir mühendisin, Tandy’nin hemen yanında durduğunu varsayarak konuşmaya başlaması ve kafasını çevirdiğinde onun odanın uzak bir köşesinde olduğunu görmesi ise içerideki gerilimi iyice tırmandırdı.
Vic Tandy, başlangıçta tüm bu anlatılanları yoğun çalışma saatlerinin getirdiği yorgunluğa ve cihazların mekanik gürültülerine bağlıyordu. Bu mesafeli duruş, kendisinin gece geç saatte laboratuvarda yalnız kaldığı o ana dek sürdü. Çalışma arkadaşlarının bahsettiği ağır kasvet ve huzursuzluk hissi, aniden Tandy’nin de üzerine çöktü. Duvarların daraldığını hissediyor, durup dururken soğuk terler döküyordu. Tam o esnada, görüş açısının hemen kenarında kendisini dikizleyen gölge benzeri bir karaltı belirdi. Tetikte bir şekilde o yöne hamle yaptığında ise figür aniden gözden kayboldu. Tandy, o saniyelerde hissettiği yoğun korkuyu daha sonra anlatırken donup kaldığını gizlemiyordu.
Bir eskrim kılıcının ardındaki akustik gerçek
Ertesi gün Tandy, yaklaşan bir turnuva öncesinde laboratuvardaki tezgahın üzerinde eskrim kılıcını onarmaya koyuldu. Metal gövdeyi sabitlemek amacıyla mengeneye sıkıştırıp kısa süreliğine odadan ayrıldı. Döndüğünde gördüğü manzara karşısında büyük bir şaşkınlık yaşadı; kılıç sanki görünmez bir güç tarafından sarsılıyormuş gibi yukarı aşağı titriyordu. İşte bu şok dalgası, yerini hızlıca bilimsel bir merak dalgasına bıraktı.
Metal kılıç durduk yere hareket ediyorsa, ortamda çıplak gözle seçilemeyen ve kulakla algılanamayan fiziksel bir enerji dalgası bulunmalıydı. Tandy, kılıcı odanın farklı noktalarına taşıyarak titreşimin şiddetini ölçtü ve merkeze doğru ilerledikçe hareketin zirveye ulaştığını saptadı. Bu durum, laboratuvarda bir “duran dalga” meydana geldiğini net biçimde kanıtlıydı. Odanın havalandırma fanı, insan kulağının işitemeyeceği kadar düşük bir frekansta, tam 19 Hertzlik bir ses altı dalga, yani infrasound yayıyordu. Duvarlara çarpıp geri dönen bu ses dalgaları odanın tam ortasında birleşerek güçlü, görünmez bir titreşim alanı inşa ediyordu.
Araştırmanın en çarpıcı yönü, 19 Hertzlik bu özel frekansın insan anatomisi üzerindeki doğrudan fiziksel yan etkileriydi. Bu düzeydeki görünmez dalgalar göz kürelerini hafifçe titreterek görüş alanının sınırlarında asılsız gölgeler oluşmasına sebebiyet veriyordu. Aynı zamanda kalp ritmini değiştiriyor ve beyne doğrudan acil tehlike sinyalleri göndererek durup dururken ani bir panik ile depresyon dalgası yaratıyordu.
Tandy, hissettiği derin korkunun aslında laboratuvardaki diğer hikayelerin zihninde büyüttüğü bir illüzyon olduğunu kavradı. Günün sonunda, laboratuvarı esir alan hayalet aslında tamamen gerçekti; ancak bu varlık eski bir ruhun gölgesi değil, fiziğin basit bir oyunundan ibaretti. Havalandırma fanı tamamen kapatıldığında, laboratuvarın gizemli misafiri de bir daha gelmemek üzere ortadan kayboldu.