İngiliz ve İsveçli araştırmacılar, beynin merkezindeki epifiz bezinin 500 milyon yıl önce gerçek bir göz işlevi gördüğünü kanıtladı. Uyku düzenimizi yöneten bu küçük yapının kökeni, biyoloji kitaplarını yeniden yazmayı gerektiriyor.

Uyku düzeninizi bozan, jet lag’den bağışıklık sisteminize kadar pek çok şeyi etkileyen epifiz bezi, yıllarca yalnızca bir hormon fabrikası olarak tanındı. Oysa bu küçük yapının geçmişi çok daha eski ve çok daha tuhaf bir hikaye barındırıyor.
İngiltere ve İsveç’ten araştırmacıların ortak yürüttüğü ve Current Biology dergisinde yayımlanan çalışma, epifiz bezinin aslında milyonlarca yıl önce gerçek anlamda ışık gören bir organ olduğunu ortaya koydu. Sussex Üniversitesi’nden nörobilimci Profesör Thomas Baden liderliğindeki ekip, yeni deneyler yapmak yerine mevcut genetik verileri ve lamprey ile balık gibi ilkel türlerin anatomik kayıtlarını inceledi. Sonuç, biyoloji kitaplarını yeniden yazmayı gerektiren cinsten.
Karanlığa gömülen atalarımız ve kaybolan gözler
Yaklaşık 500 milyon yıl önce omurgasız formundaki uzak atalarımız, yerin altına çekilerek çamurlara gömüldü ve süzerek beslenmeye başladı. Bu karanlık yaşam biçimi, kafanın yan taraflarındaki normal gözlerin zamanla körelip işlevsiz hale gelmesine yol açtı. Tam bu dönemde başın ortasında konumlanan ve araştırmacıların “birleşik atasal merkezi göz” olarak tanımladığı yapı kritik bir rol üstlendi. Atalarımız yönlerini bulmak, yukarı ile aşağıyı ayırt etmek ve gece-gündüz döngüsünü takip etmek için yalnızca bu tek organa yaslandı.
Çalışmanın en sarsıcı bulgusu ise gözün ve epifiz bezinin evrimsel ilişkisini yeniden tanımlaması. Bugüne kadar bu iki yapının birbirinden bağımsız geliştiği kabul ediliyordu. Yeni veriler bunun aksini gösterdi: Gözün içindeki ışık algılayan sinir tabakası olan retina ile epifiz bezi, aynı antik kökten türüyor. Zamanla bu merkezi yapının parçaları kafanın yanlarına doğru göç ederek modern gözlerin temelini oluşturdu. Yani retina, aslında bildiğimiz anlamda gözden çok daha önce vardı.
Sirkadiyen ritimden ruhsal geleneğe
Peki kafatasının derinliklerine hapsolmuş bu eski organ bugün ne yapıyor? Epifiz bezi artık doğrudan gökyüzünü göremese de gözlerimizden gelen ışık ve karanlık bilgilerini işlemeye devam ediyor. Karanlık çöktüğünde melatonin hormonu salgılayarak vücuda uyku sinyali gönderiyor. 24 saatlik biyolojik saatimizi düzenleyen bu hormon; uyku kalitesinden üreme sağlığına, bağışıklık sisteminden vücut ısısına ve ruh haline kadar geniş bir yelpazede etkili.
Evrimsel mirası halen canlı tutan türler de var. Yeni Zelanda’ya özgü bir sürüngen olan tuatara, kafasının üstünde gerçek bir üçüncü göz taşıyor. Merceği ve retinası olan bu organ net görüntü oluşturmuyor ama tepeden gelen ışık değişimlerini algılayarak hayvanın güneşlenme ve saklanma zamanlamasını belirlemesini sağlıyor.
Bilimin bu organa getirdiği açıklamalar, ona yüklenen kültürel anlamları tamamen silmiyor. Hinduizm, yoga geleneği ve çeşitli Doğu öğretilerinde epifiz bezi, sezgi ve ruhsal algının merkezi sayılan Ajna çakrasıyla özdeşleştiriliyor. Modern bilim bu ilişkilendirmeyi kabul etmese de 500 milyon yıllık bir evrimsel geçmişe sahip, bizi zamanın akışına bağlayan kimyasal bir köprünün büyüleyici olmaya devam etmesi için mistik bir gerekçeye de ihtiyaç yok.