Küresel ısınma, Svalbard takımadalarındaki tarihi mezarlıkları eritiyor. Dönemin ağır sanayisi için balina avlamaya giden ve 20’li yaşlarında hayatını kaybeden yüzlerce denizcinin iskeletleri, Avrupa’nın ilk petrol endüstrisinin arkasındaki korkunç insani maliyeti kanıtlıyor.

Kuzey Kutup Okyanusu’nun ıssız bir köşesinde, geçmişin karanlık sırları gün yüzüne çıkıyor. Svalbard takımadalarında yer alan ve kelime anlamı “Ceset Burnu” olan Likneset bölgesindeki donmuş topraklar, küresel ısınmanın etkisiyle hızla eriyor. Bu erime, 17. ve 18. yüzyıllarda buraya gömülen denizcilerin hasar görmüş bedenlerini yeniden yeryüzüyle buluşturuyor.
İnsanlığın balina avcılığına olan ilgisi, lambaları aydınlatmak ve sanayi makinelerini yağlamak için kullanılan balina yağına duyulan ihtiyaçla başladı. Hollandalı kaşif Willem Barentsz, 1596 yılında Spitsbergen adasını keşfettiğinde bu bölgenin balinalarla dolu olduğu anlaşıldı. 1612 yılından itibaren bölgede sistemli bir avcılık faaliyeti başladı. Yüzyılın ortalarına gelindiğinde ise avcıların yoğun baskısı nedeniyle balinalar kıyı şeridini terk ederek açık denizlere kaçtı. Avcılar da boş durmadı; açık denizlerde avlanmayı ve yağı gemilerde işlemeyi öğrendi. Svalbard Müzesi’nin aktardığı bilgilere göre, 17. yüzyılın sonlarında her yaz yüzlerce balina avlama gemisi buzlar arasında bu amansız takibi sürdürüyordu.
Hollandalı denizciler, keşfettikleri yerlere kelime anlamlarıyla isim vermeyi seviyordu. En büyük ada olan Spitsbergen’in kuzeybatı kıyısındaki Likneset, yani Ceset Burnu da bu alışkanlığın bir ürünü olarak kayıtlara geçti. Küresel iklim krizi, bir zamanlar kalıcı olarak donduğu düşünülen bu topraklardaki mezarları şimdi tek tek açıyor. Ortaya çıkan manzara ürkütücü olsa da Norveç Kültürel Miras Araştırma Enstitüsü ve Oslo Üniversitesi Hastanesi uzmanlarına eşsiz bir inceleme fırsatı sundu. Araştırmacılar Lise Loktu ve Elin Therese Brødholt, daha iyi bir yaşam umuduyla kutup dairesine gelen insanların zorlu hayatlarını inceleme altına aldı.
İskelet kalıntıları üzerinde yapılan analizler, ölenlerin tamamının biyolojik olarak erkek ve çoğunlukla 20 ila 25 yaşları arasında olduğunu gösterdi. PLOS One dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, bu genç insanların neredeyse tümü ağır hastalıklarla mücadele ediyordu. İnceleme yapılan 19 kişiden 18’inde, C vitamini eksikliğinden kaynaklanan ve diş eti kanamalarına, eski yaraların tekrar açılmasına yol açan iskorbüt hastalığının izlerine rastlandı. Üstelik sorunları bununla da sınırlı değildi; iskeletlerde çocukluk döneminde geçirilen ağır beslenme yetersizlikleri ve raşitizm izleri de tespit edildi.
Kutup şartlarında çalışmak, genç bedenleri çok kısa sürede yıpratmıştı. İncelenenlerin neredeyse tamamında, normalde yaşlı insanlarda görülen kireçlenme ve eklem rahatsızlıkları belirlendi. Özellikle omuzlar, köprücük kemikleri ve dirsekler gibi üst vücut bölgeleri ağır iş yükü nedeniyle tamamen deforme olmuştu. Kemiklerdeki iyileşmiş kırıklar ve omurga hasarları, ölümlerin ani bir kazadan ziyade uzun süreli fiziksel stresin birikmesiyle gerçekleştiğine işaret ediyor. Uzmanlar, bu kalıntıların Avrupa’nın ilk petrol endüstrisinin insani maliyetini gözler önüne serdiğini belirtiyor. Ancak iklim krizi nedeniyle bu tarihi arşivler, henüz tamamen incelenemeden yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Erimeyen toprakların erimesi ve kıyı erozyonu, insanlık tarihinin bu trajik sayfalarını bir daha geri gelmeyecek şekilde siliyor.