Dünyanın en güneyindeki aktif volkan Erebus, sadece lav değil mikroskobik altın kristalleri de püskürtüyor. Yapılan araştırmalara göre her gün atmosfere karışan 80 gram altın, rüzgarlarla binlerce kilometre uzağa yayılıyor.

Antarktika denilince akla gelen ilk şey uçsuz bucaksız buz kütleleri olsa da, bu beyaz örtünün altında Dünya’nın en uç noktadaki aktif ateşi yanıyor. Adını mitolojideki karanlıklar tanrısından alan Erebus Dağı, 3 bin 794 metrelik devasa gövdesiyle kıtanın en yüksek ve en güneydeki aktif volkanı olarak gökyüzüne yükseliyor.
Sir James Clark Ross 1841 yılında burayı ilk keşfettiğinde, dondurucu soğuğun ortasında yükselen dumanlar kaşifleri hayrete düşürmüştü. Bugün de o dumanlar, gezegenimizin en nadir jeolojik olaylarından birine tanıklık etmemizi sağlıyor. Dağın en tepe noktasında, 1970’li yılların başından beri sönmeyen dev bir lav gölü fokurdamaya devam ediyor. Yeryüzünde bu tür kalıcı lav göllerine sahip sadece beş nokta bulunması, Erebus’u bilim dünyası için adeta bir laboratuvar haline getirmiş durumda.
Kilometrelerce derinliğe uzandığı tahmin edilen bu ateş çukuru, kışın en karanlık aylarında bile çevresini kızıla boyamaktan vazgeçmiyor. Ancak bu dağı asıl özel kılan, sadece içindeki ateş değil, rüzgarla birlikte etrafa saçtığı değerli zerreler.
Atmosfere saçılan 80 gramlık zenginlik
Yapılan hassas araştırmalar, volkandan yükselen gaz bulutlarının içinde çıplak gözle seçilmesi zor, mikroskobik altın kristalleri olduğunu kanıtladı. Yanardağ her gün yaklaşık 80 gram saf altını toz halinde atmosfere bırakıyor. Günlük değeri 6 bin doları bulan bu metalik tozlar, Antarktika rüzgarlarıyla bin kilometre uzağa kadar taşınabiliyor.
Tabii Erebus sadece cömert bir altın kaynağı değil; zaman zaman çevreye fırlattığı “volkanik bombalar” yani erimiş kaya parçalarıyla ne kadar tehlikeli olabileceğini de sıklıkla hatırlatıyor.
Volkanın sıcaklığı ile kıtanın dondurucu iklimi birleşince, ortaya “fumarolik” adı verilen büyüleyici buz mağaraları çıkıyor. Gazların buzları içeriden eritmesiyle oluşan bu karanlık koridorlar, tahmin edilemeyecek kadar zengin bir ekosisteme sahip. 2013’te yapılan çalışmalarda, bu besinsiz ve güneş görmeyen mağaralarda 61 farklı mantar türüne rastlanması bilim camiasında büyük yankı uyandırdı. İşin tuhaf yanı, bu mantarların büyümesi için ihtiyaç duyduğu yağ miktarının yüksek olmasıydı. Uzmanlar, bu durumun onlarca yıl önceki keşif seferlerinden kalma bir kirlilik izi olabileceği ihtimali üzerinde duruyor.
Özellikle kraterin çok yakınındaki Warren Mağarası gibi noktalar, hala araştırmacıların en çok merak ettiği bölgelerin başında. Antarktika turlarıyla bu tehlikeli güzelliği uzaktan seyretmek mümkün olsa da, altını toplama hayali kurmak yerine doğanın bu hiddetli gücüne saygı duymak en güvenli seçenek.