Alaska Körfezi’nin zifiri karanlık sularında bulunan ve yıllardır tartışılan altın renkli nesnenin sırrı nihayet gün yüzüne çıktı. Uzaylı yumurtası olduğu iddia edilen bu tuhaf yapının, aslında dev bir deniz anemonuna ait olduğu laboratuvar analizleriyle kesinleşti.

Alaska Körfezi’nin yaklaşık 3,3 kilometre derinliğinde üç yıl önce kameralara yansıyan tuhaf bir parıltı, dünya genelinde büyük bir şaşkınlığa neden oldu. Deniz tabanında tek başına duran, yaklaşık 10 santimetre çapındaki altın renkli bu kütle, ilk bakışta bilimkurgu filmlerindeki dünya dışı yaşam formlarını andırıyordu.
Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi tarafından yürütülen keşif sırasında bulunan nesnenin üzerindeki delik, “İçinden bir şey mi çıktı?” sorusunu akıllara getirerek sosyal medyada bir “uzaylı yumurtası” efsanesinin doğmasına yol açtı. Ancak bilim insanlarının laboratuvarda yürüttüğü titiz çalışmalar, bu gizemli yapının çok daha dünyalı ve biyolojik bir hikayesi olduğunu kanıtladı.
Robot kollarla yüzeye taşınan numune, ilk etapta uzmanları bile derin bir sessizliğe itmişti. Smithsonian Ulusal Doğa Tarihi Müzesi’ne gönderilen doku örnekleri; genetik biliminden biyoinformatiğe kadar uzanan geniş bir inceleme sürecine tabi tutuldu. Mikroskop altındaki incelemeler, yapının aslında bir yumurta olmadığını, “Relicanthus daphneae” türündeki dev bir deniz anemonuna ait kalıntılardan oluştuğunu ortaya koydu. Uzmanlar, altın rengindeki bu kütlenin, anemonun kayalara tutunmasını sağlayan “pedal disk” bölgesindeki ölü hücre tabakası olduğunu belirledi. Yani o görkemli altın parıltı, aslında devasa bir canlının okyanus dibinde bıraktığı biyolojik bir ayak izinden ibaretti.
Okyanusun derinliklerindeki devlerin ayak izi
Bu keşif, okyanusların hala keşfedilmemiş devasa bir kütüphane olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Yapılan genom analizleri, numunenin iki metreye kadar uzayabilen kollara sahip bir anemon türüyle tamamen eşleştiğini tescilledi. Bilim dünyası şimdi, bu altın kalıntının anemonun ölümünden sonra mı kaldığını yoksa canlının bir üreme yöntemi olarak mı bu parçayı arkasında bıraktığını anlamaya çalışıyor.
Okyanusun karanlık bölgelerinde yaşam mücadelesi veren bu devasa canlılar, bazen vücutlarından bir parça bırakarak yeni bireyler oluşturabiliyor. Dr. Steven Auscavitch‘in de vurguladığı gibi, gezegenimizdeki bu tip küçük sırlar, derin suların gizemini korumaya devam ettiğini bizlere kanıtlıyor.