enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
46,0408
EURO
53,0791
ALTIN
6.409,16
BIST
13.694,19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
27°C
İstanbul
27°C
Açık
Pazartesi Parçalı Bulutlu
26°C
Salı Az Bulutlu
25°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
26°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
28°C

Sahra Çölü’ne düşen taş kayıp gezegeni ele verdi

Uzay bilimciler, Sahra Çölü’nde bulunan nadir bir göktaşı parçasını inceleyerek milyarlarca yıl önce yok olan Ay büyüklüğünde bir gezegen keşfetti. Taşın içindeki mineraller, Mariana Çukuru’ndan bile kat kat güçlü bir kütle çekim basıncının altında şekillendiğini kanıtlıyor.

Sahra Çölü’ne düşen taş kayıp gezegeni ele verdi
07.06.2026 14:40
1
A+
A-

Gökyüzüne baktığımızda gördüğümüz sekiz gezegenli düzenli sistem, milyarlarca yıl önce yerini kaotik çarpışmalara ve yok olan dünyalara bırakmıştı. Bilim dünyası, Dünya’ya çarparak Ay’ı doğuran Theia gibi protogezegenlerin varlığını uzun zamandır bilse de son bulgular, geçmişte sistemimizde tamamen yok olmuş başka bir devasa dünyanın daha dolandığını kanıtladı. Üstelik bu gizemli gezegenin varlığı, uzay boşluğundan gelerek Sahra Çölü’ne düşen minik bir göktaşı parçası sayesinde gün yüzüne çıktı. Laboratuvar ortamında incelenen bu nadir kaya, astronomi tarihini tamamen değiştirecek veriler sunuyor.

Dünya üzerindeki binlerce göktaşı koleksiyonu arasında sadece 68 örneği bulunan ve “angrit” adı verilen bu meteoritler, son derece düşük silisyum dioksit oranlarıyla dikkat çekiyor. Uzmanlar geçmişte bu kıymetli taşların küçük asteroitlerden koptuğunu varsayıyordu ancak “NWA 12774” adlı angrit üzerinde yapılan son analizler tüm bu teorileri altüst etti. Taşın derinliklerinde, normalde sadece büyük gezegenlerin manto ve kabuk katmanlarında oluşan “klinopiroksen” adlı bir mineral kristali saptandı. Bu kristalin içindeki olağanüstü yüksek alüminyum oranı, taşın oluşumu sırasında maruz kaldığı devasa kütle çekimsel baskıyı açıkça gösteriyor.

Araştırma ekibinin hesaplamalarına göre bu mineralin şekillenmesi için tam 17,5 kilobarlık bir basınç gerekiyor. Bu korkunç değer, okyanuslarımızın en derin noktası sayılan Mariana Çukuru’nun tabanındaki basıncın tam 17,5 katına denk geliyor. Böylesine muazzam bir kütle çekim gücünün oluşabilmesi, göktaşının koptuğu ana gövdenin en az 2 bin kilometre genişliğinde olmasını zorunlu kılıyor. Bu genişlik, Asteroit Kuşağı’nın en büyük cismi Ceres‘ten kat kat büyük, neredeyse Ay ya da Mars boyutlarında bir antik gezegene işaret ediyor.

Kimyasal analizleri derinleştiren uzmanlar, bu kayıp dünyanın kendine has yapısıyla Dünya ve Mars’tan tamamen farklı bir evrimsel patika izlediğini belirtiyor. Colorado Üniversitesi Boulder kampüsünden araştırma profesörü Aaron Bell, şans eseri yeryüzüne düşen bu parçaların erken dönem gezegen oluşum süreçlerine dair benzersiz bilgiler sakladığını vurguluyor. Earth and Planetary Science Letters dergisinde yayınlanan bu çalışma, geçmişteki kozmik çarpışmalarla paramparça olan ve kalıntıları diğer gezegenlerin yapısına karışan bu antik dünyanın öyküsünü doğruluyor. Müze çekmecelerinde incelenmeyi bekleyen diğer meteoritler, henüz keşfedilmemiş başka kayıp dünyaların da habercisi olabilir.

ETİKETLER: ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.