Yüksek irtifalarda bulunan ‘ölüm alanı’ denilen yere çıkınca insan bedenine nasıl tesirleri olur?

İnsan bedeni tam manasıyla karmaşık ama bir o kadar da düzenli bir yapı ve tabii ki de epeyce kırılgan. Bilimsel araştırmalara göre insan bedeni, en iyi performansını deniz düzeyinde sergiliyor. Aşağı ya da yukarı gittiğimizde çeşitli sorunlar yaşıyoruz.
‘Yukarı çıktığımızda ne oluyor?’ sorusunu yanıtlamak için Everest Dağının zirvesinde bulunan ‘ölüm alanı’ olarak bilinen zirvesinde insan bedenine neler olduğuna bakabiliriz.
8.848 metre yükseklikte olan Everest Zirvesinde insan bedenine ne olur?

İnsan bedeni için en ideal oksijen düzeyi, deniz düzeyidir. Burada beynimiz ve akciğerlerimiz zarar görmeden oksijen tüketebilir. Lakin neredeyse 9 kilometre yükseklikte olan zirvede oksijen düzeyi çok düşüktür.
Deniz düzeyindeki hava, %21 oranında oksijen molekülü barındırır fakat 3.600 metre yüksekliği geçtikten sonra bu oran %40 oranında düşer. Oksijensizlik de büyük ömür riskleri taşır. Kanınızdaki oksijen miktarı makul bir düzeyin altına düştüğünde, kalp atış suratınız dakikada 140 atışa kadar çıkarak kalp krizi riskinizi artırır.

Yüksek irtifada geçen süre boyunca beden, bunu telafi etmek için daha fazla hemoglobin (alyuvarlardaki oksijenin akciğerlerden bedenin geri kalanına taşınmasına yardımcı olan protein) üretmeye başlar. Lakin çok fazla hemoglobin kanınızı kalınlaştırarak kalbin bedene kan pompalamasını zorlaştırabilir. Bu, felce ya da ciğerlerinizde sıvı birikmesine yol açabilir.
Bu sebepledir ki dağcılar, belli bir yüksekliği geçtikleri zaman oksijen tüpü kullanmaya başlarlar. Kullanmadıkları takdirde oksijen düzeyi düşük olduğundan beyninizdeki hücreler oksijensizlikten teker teker ölmeye başlar. 2019 yılında 11 dağcı Everest dağında tam da bu sebepten ötürü hayatlarını kaybettiler.
Üstelik bu ‘ölüm alanı’ denilen kısım yalnızca Everest Dağında değil, 3.500 metrede yükseklikten sonraki yüksekliklerin tamamında bulunur. Bu sebeple bir dağ gezisi sırasında seyahatinizi çok uzun tutmamanız gerekmektedir.